Tip 2 Diyabet Teşhisi

diyabet-teshisi

Tip 2 Diyabeti çoğunlukla hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması neticesinde uygulanan kan şekeri ölçümleri ile veya bazı durumlarda rutin kan testlerinde kan şekerinin yüksek çıkması ile teşhis edilir.

diyabet-teshisi

Kan Şekeri (Glukoz) Metabolizması

Basit kan şekeri yani glikoz vücut için en etkili ve mühim enerji kaynağını oluşturur. Tüm hücreler enerji kaynağı olarak glikozdan faydalanırlar. Yemek yemenin ardından barsaklardan emilen glukoz doğrudan kana gider.Kan şekerinin yükselmesine, sebep olan bu durum, kan şekerindeki yükselme, pankreastaki beta hücrelerinden hızla insülin adı verilen hormonun salgılanmasına yol açar. İnsulin hormonu, hücreler tarafın alınan glikozun enerji kaynağı olarak değerlendirilmesine yardımcı olur. Bu sayede kan şekeri oranları normal bir seviyede tutulmuş olmaktadır.

İnsülin – Glukoz İlişkisi

Glikoz en basit tanımıyla, kullanılabilir biyolojik şeker olarak geçer. Bu en küçük ve basit şeker parçası insan vücudu için hayati bir gerekliliğe sahiptir. Bunun sebebi ise, yalnızca beynin dahi glikoz kullanarak çalıyor olmasıdır. Fakat uzun süren açlık zamanlarında keton ismi verilen, bir çeşit protein yıkım ürünleri beyin tarafından kulllanılabilir. Beyin için bu denli önem taşıyan glikoz, kaslar için de özellikle büyük bir önem teşkil eder.
İnsan vücudundaki kasların tümü kan şekerini (glukoz) en fazla kullanan organlardır. Bu sebeple kan şekerinin yükselmeside kasların şekeri kullanmamasının etkisi fazladır. Kan şekerinin yükselmesi, kanda ihtiyaç olmadığı halde glukozun (basit kan şekerinin) toplanması manasına gelmektedir. Bu duruma hiperglisemi adı verilir. Hiperglisemi (kan şekerinin yüksekliği), insülinin yeterli olmadığı veya etkili olmadığı durumlarda, kasların glukozu (basit şeker) almamasından meydana gelir. Reseptör, kas hücreleri üstünde bulunan bir takım kilitlere verilen addır. Bu reseptörler normalde, insülini bilen ve ona uyumlu yapıda kilitlerdir. İnsünlin tıpkı anahtarlar gibi bu kilitlere takılır ve gerekli işlemlerin yapılmasını sağlarayak glikozun kas hücrelerini girişini sağlar. Kısacası, glikozun kasların kapısını açması için insülüne ihtiyaçları bulunmaktadır.Bu modele de anahtar-kilit ismi verilir. Bu modelin işleyişi tip 2 diyabette bozulmaktadır. İnsülinle açılan kilitleri, kas hücreleri değiştirmektedirler. İnsülin kan şekerini yükselttiği zaman kaslara ulaşarak bu kilitleri açmaya çalışır. Ancak bağlanabileceği uygun kilit miktarı çok az olduğundan, kas hücresine girişini gerçekleştirebilecek kapılara açamamaktadır. Neticesi kanda glikoz düzeyi yükselir ve bu da hiperglisemi oluşmasına neden olur.

Tip 2 Diyabet Teşhisi

Tip 2 Diyabet, basit kan şekeri yani glukozun kandaki miktarının yüksekliği ile seyreden bir hastalıktır Kan şekeri arttığı zaman, ve bu artan kan şekeri kaslar tarafından kullanılamadığında idrar ile dışarıya çıkarılması sağlanır. İdrar yardımıyla şeker çıkarılacağı zaman, şekerle birlikte su da fazla oranda idrara geçer. Tip 2 diyabeti olan hastalar çok sık ve fazla miktarda idrara çıkarlar. İdrara çok sık çıkıldığında kişilerin vücudunda su kaybı yaşanır ve çok sık susama duygusu hissedilmeye başlanır. Tip 2 Diyabet hastaları çok sık ve çok su içmeye başlarla. Su kaybıyla ilişki olarak ağızda kuruluk oluşur ve tükür salgısı azalır. Ciltteki kuruluk da cilt gerginliği ve canlılığını oluşturan su kaybından meydana gelir.
Cildin kuruluğu arttıkça ve sinir hasarı dolayısıyla oluşan hissizlik ilerledikçe özellikle ayaklarda olmak üzere yaralar ve enfeksiyonlar meydana gelmeye başlar. Kaslar, kan şekerinin ana enerji kaynağı olmasına karşı glikozu kullanamaz. Kaslar yeterli enerjiyi bulamaz ve derhal yorulurlar. Tip 2 diyabete sahip olan kişilerde sürekli bir halsizlik ve hemen yorulma gibi belirtiler olur. Kişiler yemekleri ne kadar çok yerse yesin, açlık hislerini geçiremezler. Kanda şeker miktarının fazla oranda birikmesine rağmen kaslar bunu kullanamaz ve enerji elde edemezler. Ani kilo kayıpları, çok fazla yemeğe ve iştahın artmasına hatta egzersiz bile yapılmasına rağmen yaşanabilir. Bunun sebebi ise, enerji kaynak yetersizliği yaşayan vücudun, bunun için kasların ve yağların yıkıma uğratılmasından kaynaklıdır. Bu durum her hastada farklı şekilde oluşsa da netice değişmez ve şeker hastalığı bütün belirtileri ile kendini açık eder. Kanda git gide fazlalaşan ve hücrelerin kullanamadığı şeker, tüm vücutta ve organlarda kalıcı zararlara sebep olur.

Tip 2 Diyabet Belirtileri:

  • Çok fazla idrara çıkma
  • Aşırı susama ve su içme
  • Ağız kuruluğu
  • Ciltte kuruluk ve sertleşme
  • Aşırı halsizlik ve yorgunluk
  • Ani ve hızlı kilo kayıpları
  • Aşırı acıkma ve yemek yeme isteği
  • Mide bulantıları ve kusma
  • Bulanık görme
  • Kötü ağız kokusu
  • Sık enfeksiyon geçirme
  • Yaraların geç iyileşmesi
  • Kadınlarda adet bozuklukları
  • Erkeklerde iktidarsızlık, cinsel güçte azalma

Tip 2 Diyabet Teşhis Kriterleri Nelerdir?

100 mg/dl’nin altında kan şekeri düzeyi olmalıdır. 100 ile 125 mg/dl arasında olan değerlerde açlık kan şekerinin (AKŞ) bozulduğu tahmin edilebilir. Bu gruba dahil olan kişiler pre-diyabet olarak isimlendirilirler. Bu kişilerde henüz diyabet oluşmamıştır. Fakat kişi şeker hastalığının bir adım gerisindedir ve fazla geçmeden Tip 2 Diyabet hastası haline gelecektir.
Bir kişiye Tip 2 Diyabet teşhisi konulması için açlık kan şekerinin 126 mg/dl yada üzerinde olduğunun öğrenilmesi kafidir. Bu kişilerin 2 saat süren şeker yükleme testlerinde (Oral Glukoz Tolerans Testi – OGTT) de 2. saat kan şekerleri 200 mg/dl’ne ya da bu düzeyin üstüne çıkacaktır.

Tip 2 Diyabet teşhisi için iki kriterden birinin olması yeterlidir:

AKŞ (açlık kan şekeri) ? 126 mg/dl
OGTT 2. saat değeri ? 200 mg/dl

Pre-Diyabet Nedir

Bozulmuş Açlık Kan Şekeri (Impaired Fasting Glucose – IFG) olarak isimlendirilen durum; kişinin açlık kan şekerinin 100 ila 125 mg/dl arasında olma durumudur. Bu şekilde OGTT 2. saat değeri 140 mg/ml altında olur. Bu normal düzeydir. Bir başka durum ise Bozulmuş Şeker (glukoz) Toleransı (Impaired Glucose Tolerance – IGT) diye isimlendirilen haldir. Bu gibi durumlarda kişinin açlık kan şekeri (AKŞ) normal düzeylerde yani? 100 mg/ml gibidir. Fakat OGTT 2. saat değeri 140-199 mg/dl arasında görülür. Bu iki hale pre-diyabet denir.

HbA1c Nedir?

Kandaki akyuvarların içinde bulunan ve oksijen taşıyan bir proteine Hemoglobin (Hb) denir. Kandaki şekerin oranına göre bir kısım hemoglobin proteinleri şeker (glukoz) ile kaplanır. Bu hemoglobinlere “Şekerlenmiş hemoglobin” veya “glikolize hemoglobin” manası taşıyan HbA1c denilmektedir. Şeker hastalığı bulunmayan kişilerde de bu HbA1c molekülleri kanda bulunur fakat bütün hemoglobinler içindeki yüzdesi %6.5’in altındadır. HbA1c oranları kan şekerinin son 3 aylık durumu hakkında bilgi edinilmesini sağlar. Diyabeti olan kişilerin kan şekeri kontrollerinin orta vadede nasıl seyrettiğini ve uygulanan tedavinin etkinliğini HbA1c düzeyleri ile incelemek mümkündür. Şayet kişinin HbA1c değeri ? % 6.5 ise o kişiye diyabet hastası tanısı konur. Eğer HbA1c değeri % 5.7-6.5 arasında ise Tip 2 Diyabet olabilmesi açısından çok büyük risk altında olduğu anlaşılır.

Tip 2 Diyabet ve Obezite

Kişinin kan şekeri şayet 100mg/dl üstünde seyrediyor ise, bu durum ciddiye alınmalıdır. Zaman kaybetmeden bir diyabet uzmanına gidilmesi gerekmektedir.

Şayet hastanın Pre-Diyabeti var ise ve buna obezite eşlik ediyorsa yani tedavi gerektiren şişmanlık durumundaysa hasta, derhal zayıflaması gerekir. Vücut kitle indeksi 30 kg/m2’nin üstünde olan hastalarda şişmanlık tedavi gerektiren bir aşamaya geçmiş anlamına gelir.

Obezite, Tip 2 Diyabetin en önemli etkenidir. Obezite ile beraber olan pre-diyabet çok vakit geçmeden Tip 2 Diyabete dönüşür.
Obezitenin ilk aşama tedavisi diyet ve düzenli yapılan egzersizler olmaktadır. Çoğu kişi diyet ve egzersizlerde % 10 oranına varacak kadar kilo kaybı sağlayabilir. Bu kilo kayıpları dahi kişi,nin sağlığında iyileşmeler gerçekleştirir.
Kalori sınırlandırılması ve diyet sayesinde verilen kilolar çoğu kişide bir yıllık bir süre zarfında fazlası ile geri alınmaktadır. Şayet kişinin obezite sorunu var ise ve pre-diyabet ile beraber görülüyor ise uzun dönemli kilo kontrolü kişide çok önemli şekilde gereklidir. Bunun sebebi ise sık şekilde alınıp verilen kilolar vücudu daha fazla yıpratır ve metabolizmayı bozar.

Pre-Diyabet, Tip 2 Diyabetin hemen bir önceki aşamasıdır. Şayet kişi, yaşam tarzını değiştirmez ise, fazla zaman geçmeden tip2 diyabet olması beklenir.

Dünya Sağlık Örgütü Tedavi gerektiren fazla kilolu olma durumu yani obezite ya da morbid obezitenin en etkili ve istikrarlı tedavisinin obezite cerrahisi ile sağlanabileceğini belirtmektedir.

Eğer vücut kitle indeksi 35 kg/m2’den fazla ise ve Tip 2 Diyabetinine sahipse kişi, Tip 2 Diyabet belirtilerini ve obezite hastalığını tedavi için en güvenilir, en etkili ve kalıcı tedavi obezite cerrahisi sayesinde olur.

Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) vücut kitle indeksi 30 kg/m2’den büyük olan ve Tip 2 Diyabeti ilaç, insülin ve diyet gibi standart şekillerle kontrol altına alınamayan; Tip 2 Diyabeti kaynaklı yüksek tansiyon ve diğer ağır kardiovasküler sorunları olan kişilerde obezite cerrahisinin alternatif olarak düşünülmesini konsensus kararı olarak ilan etmiştir. (Uluslararası Diyabet Federasyonu Bildirgesi: Bariatric Surgical and Procedural Interventions in the Treatment of Obese Patients with Type 2 Diabetes. A position statement from the International Diabetes Federation Taskforce on Epidemiology and Prevention-2011)

%10 oranında hastada, şeker hastalığı doğuştan itibaren insülin üretimin hiç olmadığı veya yeterli düzeyde üretilmediği sebeplerinden meydana gelir. Bu gruba dahil olan hastalar tip 1 diyabet grubundadır. Cerrahi teknikler kendi insülini bulunmayan hastalarda hiçbir işe yaramaz. Fakat şeker hastalarının%90’lık bir kısmı tip 2 diyabet hastasıdır. Tip 2 diyabet hastalarında insülin üretimi ve işlevleri temel noktada normaldir. Tip 2 diyabete sahip hastaların büyük bir kısmı obezite hastalığına sahiptir ve tedavi olmaları şarttır. Obezite ilerler ve vücut kitle indeksi 40kg/m2’nin üstüne çıkarsa, aşırı kilolu olma ile alakalı hayati risk taşıyan ciddi sorunlarla karşılaşabilecek aşamaya gelinmiş manasına gelir. Bu aşama ise morbid obezite adı verilen durumla ifade edilir. Morbid obezite, tip 2 diyabeti için en önemli nedendir. Tip 2 diyabete morbid obezite zemin oluşturur. Morbid obeziteye sahip tip 2 diyabet hastaları için obezite cerrahisi büyük bir önem taşır. Morbid obezite hastalarına uygulanan obezite cerrahisi ile farkı ise tip 2 diyabet hastaları için uygulanan obezite cerrahisinin tamamen sağlık sorunları için yapılmasıdır. Kesinlikle estetik açıdan kaygı gütmeyen yöntemler olarak kullanılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir