İnsülin Tedavisi Yan Etkileri

Hipoglisemi

Hipoglisemi, kan şekerinin aşırı düşmesi demektir. Hipoglisemi insülin tedavisi sırasında en sık görülen ve en korkulan yan etkidir. Hipoglisemi tablosunun oluşmasında yemek zamanının doğru ayarlanmaması ve aşırı egzersiz önemli yer tutar. Daha önce hipoglisemi atağı geçirmiş olmak yada hipoglisemi konusunda bilgi sahibi olmamak, hipoglisemi riskini arttıran önemli durumlardır.

Tip 1 Diyabetli hastalarda yapılan çalışmalar (DCCT) HbA1c düzeyi arttıkça hipoglisemi riskinin azaldığını göstermiştir. Bunun tersi olarak HbA1c düzeyinin azalması ile hipoglisemi sıklığının ve ağırlığının artmasıda bilinen bir durumdur. Aynı bulgulara Tip 2 Diyabet için yapılan çalışmalarda da (UKPDS) ulaşılmıştır. HbA1c son 2-3 aydaki genel kontrolü gösterir. Eğer hasta yüksek HbA1c düzeyine sahipse, kan şekerleri de genelde yüksek seyrediyordur. Bu durumda hipoglisemi nadir ortaya çıkar. Oysa kan şeker kontrolü çok iyi olan hastalarda, biraz fazla olan insülin ile kolaylıkla kan şekeri arzu edilen düzeylerin çok altına düşebilir. Hipoglisemi bulgularının ortaya çıktığı düzey, çoğu insan için kan şekerinin (plazma glukoz) 60 mg/dl (3.3 mmol/L) ve altında olduğu değerlerdir.

 

Hipoglisemi Belirtileri

  • Titreme ve terleme
  • Korku ve heyecan
  • Huzursuzluk ve saldırganlaşma
  • Bulantı
  • Çarpıntı ve sıcaklık hissi
  • Baş dönmesi, Şuur bulanıklığı
  • Yorgunluk, halsizlik,
  • Konsantrasyon bozukluğu ve konuşma güçlüğü
  • Açlık hissi
  • Görmede bulanıklık, çift görme

 

Kilo Alma ve Obezite

 

İnsülin tedavisi ile kilo alımı çok sık görülen bir durumdur. Bu durumu açıklayacak çeşitli mekanizmalar ortaya konulmuştur:

  • İnsülin tedavisi ile sağlanan kan şekeri normalleşmesi (normoglisemi), idrarla atılan glukoz (basit şeker) miktarını azaltır. Bu durumda vücuttan atılan enerji kaynağı vücutta kalır. Yağa çevrilerek depolanır.
  • İnsülin doğrudan yağ dokusunda yağ depolanmasını arttırır.
  • İnsülin dozlarının yüksek kan şekeri tedavisi için arttırılması, kısmen aşırı gelen insülin nedeniyle hipoglisemi meydana getirir. Bu hafif hipoglisemi durumu kendini açlık hissi olarak gösterir. Daha çok acıkan hasta, yemek porsiyonlarını arttırmak zorunda kalır.
  • İnsülin tedavisi ile kilo alan hastalarda daha güçlü insülin direnci meydana gelir. Bu insülin ihtiyacını arttırır ve hastalar daha fazla kilo almaya devam ederler.
  • Obezite tedavi edilmesi gereken şişmanlıktır. Obezite özellikle kas, karaciğer ve yağ dokusunun insüline cevap vermediği bir durumdur. Obezitenin kalıcı tedavisi diyabetin, mevcut bütün tedavilerden daha etkin olarak kontrolünü sağlar.
  • Obezitenin ve en etkin ve kalıcı tedavisi obezite ve metabolik cerrahi ile mümkündür.
  • Metabolik cerrahi obeziteye bağlı yada obeziteyle birlikte seyreden Tip 2 Diyabetin tüm bulgularını tamamen ortadan kaldırır ve Tip 2 Diyabeti klinik olarak düzeltir.
  • IDF (International Diabetes Federation) obezitesi olan ve BMI > 30 kg/m2 olan Tip 2 Diyabetli hastaların, eğer diyabetleri ilaç ve insülin ile kontrol altında tutulamıyorsa, metabolik cerrahi yöntemlerin düşünülmesi gerektiğini önermektedir. (Uluslararası Diyabet Federasyonu Bildirgesi: Bariatric Surgical and Procedural Interventions
in the Treatment of Obese Patients with Type 2 Diabetes. A position statement from the International Diabetes Federation Taskforce on Epidemiology and Prevention-2011)

 

Lipoatrofi/Lipohipertrofi

Eskiden daha çok kullanılan tam olarak saf olmayan insülinlerin yağ dokusuna injeksiyonu sonrasında o bölgede yağ dokusunda anormal kayıp olmaktaydı. Bu durum Lipoatrofi olarak adlandırılır. Günümüzde kullandığımız saf insülinler ile lipoatrofi çok nadir görülmektedir. Lipoatrofi olan bölge injeksiyon yapılmaz ise atrofi olan bölgede ki yağ dokusu aylar yıllar içinde kendini yenileyebilmektedir.

Lipohipertrofi ise lipoatrofinin tam tersidir. İnsülin yapılan bölge yağ dokusunda aşırı büyüme olabilir. Bu bölgenin ağrıya olan duyarlılığı azalmakta ve tekrarlayan injeksiyonlar sonunda sert bir kütle oluşturmaya başlar. Buna fibrozis adını veriyoruz. Bu şekilde büyüyen bölgelerden insulin emilimi düzensiz ve orantısız olabilir. Buralardan injeksiyon yapılmasına ara verildiğinde, kütlesel oluşum geriler.

 

Ateroskleroz

aterosk

Ateroskleroz, atardamarlarınızın duvarında biriken artıkların damar duvarını daraltacak şekilde plaklar oluşturması durumudur. Bu plaklar aynen kireçlenmiş eski su borularının içi gibi, damar duvarını daraltır.

İnsülin tedavisinin ateroskleroza neden olup olmadığı tartışmalıdır. İnsülinin doğrudan ateroskleroza neden olduğunu bildiren yayınlar olduğu gibi, insülin tedavisinin diyabetin ortaya çıkardığı bozukluklarla birlikte damar hasarı yapabildiğini bildiren yayınlar da vardır.

Çok merkezli çalışmalarda da dışardan verilen insülinlerin ateroskleroz için risk oluşturmadığı bildirilmiştir. İnsülin tedavinizin size katacağı olumlu sonuçların yanında, ateroskleroa ihtimali hiç önemsenmeyecek kadar küçüktür. Düzenli egzersizler zaten tek başına ateroskleroz açısından kaydadeğer koruyucu etki göstermektedir.

Size önerilen egzersiz ve insülin programlarınızı aksatmayın ve yaşam düzeninizi bozmayın.